Elul 15, 28 Ağustos 1942’de duydum
Bunu anlamak için başka birkaç şeyi daha anlamamız gerekir.
1.Malhuiot [Malhut’un çoğulu], hatırlamalar ve Şofarot [Şofar’ın çoğulu, koç boynuzu] meselesi ve bilgelerimizin söylediği şu sözün anlamının ne olduğu: “Kendi arzunuzu O’nun arzusunun önünde iptal edin ki, O da Kendi arzusunu sizin arzunuzun önünde iptal etsin.”
Tüm bunlar Elul ayına hazırlanırken geçerlidir.
Yukarıdakileri anlamak için, yaratılışın amacını -ki bunun, O’nun yaratıklarına iyilik yapmak istemesi olduğu söylenir- anlamamız gerekir. Ve Tikkun [ıslah] yüzünden, “utanç ekmeği” meselesi olmaması için bir Tzimtzum [kısıtlama] yapılmıştır. Ve Tzimtzum’dan, Masah [perde] uzanmıştır; bu perde sayesinde, alma kapları ihsan etme kaplarına dönüşür.
Kaplar ihsan etmek amacıyla hazırlandığında, O’nun yarattıkları için gizlenmiş ve değerli olan ışığı hemen alırız. Bu demektir ki, kişi O’nun yaratıklarına iyilik yapmak olan yaratılış düşüncesinde bulunan zevk ve hazzı alır.
Bununla, “O’nun arzusunun önünde kendi arzunu iptal et” olarak yazılanları, yani Yaradan’ın arzusu olan ihsan etme arzusunun önünde, kendi içinizdeki alma arzusunu iptal edin anlamında yorumlayabiliriz. Bu, kişinin Yaradan’ın sevgisi karşısında kendine olan sevgisini iptal edeceği anlamına gelir. Buna “Yaradan’ın önünde kendini iptal etmek” denir ve bu, Dvekut [bütünleşmek] olarak adlandırılır. Akabinde, Yaradan, alma arzusu içinde parlayabilir, çünkü artık alma arzusu, ihsan etmek amacıyla alma arzusu formunda ıslah edilmiştir.
Bu, “böylece O, sizin arzunuzun önünde Kendi arzusunu iptal eder” anlamına gelir. Bu demektir ki, Yaradan, form eşitsizliği yüzünden oluşan Tzimtzum’u, yani Kendi arzusunu iptal eder. Ancak şimdi, form eşitliği olması nedeniyle, ışık, aşağıda olanın arzusuna doğru genişler. Bu arzu, ıslah edilmiştir, çünkü yaratılışın amacı, Yaradan’ın yaratıklarına iyilik yapmasıdır ve artık bu gerçekleştirilebilir.
Artık “Ben sevdiğim içinim” ayetini yorumlayabiliriz. Bu şu anlama gelir: “Ben” Yaradan’ın önünde alma arzumu tamamen ihsan etme şeklinde iptal ederek, “ve sevdiğim benim içindir”i elde eder. Bu, Yaradan olan sevdiğim’in “benim olduğu” anlamına gelir, O bana yaratılış düşüncesinde bulunan hazzı ve zevki verir. Böylece, daha önce gizlenmiş ve kısıtlı olan şey artık yüzün ifşası haline gelmiştir, zira şimdi yaratılışın amacı ifşa olmuştur – O’nun yarattıklarına iyilik yapması.
Bilmeliyiz ki, ihsan etme kaplarına HaVaYaH [Yod-Hey-Vav-Hey] isminin YH’si [Yod-Hey] denir ve bunlar saf Kelim [kaplar]’dir. “Her kim alırsa, daha saf Kli [kap] içinde alır” ifadesinin anlamı budur. Bu durumda, kişi “ve sevdiğim benim içindir” ile ödüllendirilir ve Yaradan ona bolluğu verir, yani kişi yüzün ifşası ile ödüllendirilir.
Ancak bunun bir koşulu vardır: Kişi, Yüz’ün gizlilik durumu olan Ahorayim [arka] safhasını elde etmeden önce ifşa ile ödüllendirilmesi imkânsızdır ve bunun kendisi için Yüz’ün ifşası kadar önemli olduğunu söyler. Bu demektir ki, kişi Yüz’ün ifşasını zaten elde etmiş gibi mutlu olmalıdır.
Ancak, kişi ihsan etmek için çalışma yapmadıkça ifşa gibi gizlilikte de ısrar edemez ve onu takdir edemez. O zaman kişi şöyle diyebilir: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil çünkü benim için önemli olan Yaradan’a ihsan etmek istememdir. Eğer Yaradan, Ahorayim formunda çalışma durumunda daha fazla memnuniyet duyacağını anlarsa, bunu kabul ederim.”
Ancak, kişi ihsan etmek için çalışmadığı sürece, ifşa gibi gizliliği de devam ettiremez ve takdir edemez. O zaman kişi şöyle diyebilir: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil çünkü benim için önemli olan Yaradan’a ihsan etmek istememdir. Eğer Yaradan, Ahoraim formunda çalıştığımda daha fazla hoşnutluk duyacağının farkındaysa, bunu kabul ederim.”
Ancak, eğer kişi hala alma kıvılcımlarına sahipse, düşünceye gelir ve o zaman Yaradan’ın dünyayı “iyi ve iyilik yapan” bir şekilde yönettiğine inanmak onun için zordur. HaVaYaH ismindeki ilk harf olan Yod harfinin anlamı budur ki, buna “içinde beyaz olmayan siyah bir nokta” denir, bu da tamamen karanlık ve Yüz’ün gizlenmesi anlamına gelir.
Bu demektir ki, kişi hiçbir desteğinin olmadığı bir duruma geldiğinde, durumu siyah olur ki bu üst dünyadaki en düşük niteliktir ve Keter ‘in Kli ‘si bir ihsan etme kabı olduğundan, bu alttaki için Keter olur.
Üstteki en düşük nitelik, kendine ait hiçbir şeyi olmayan, yani hiçbir şeye sahip olmayan Malhut‘tur. Sadece bu şekilde ona Malhut denir. Bunun anlamı şudur: eğer kişi cennetin krallığını -ki bu krallık hiçbir şeye sahip olmama durumundadır- seve seve üzerine alırsa, daha sonra bu krallık bir ihsan etme kabı ve en saf Kli olan Keter‘e dönüşür. Başka bir deyişle, Malhut’un karanlık bir durumda alınması, daha sonra bir ihsan etme kabı olan Keter‘in Kli ‘si haline gelir.
Bu, “Çünkü Efendimizin yolları doğrudur; erdemliler onda yürür, günahkârlar ise onda tökezler” ayetinde olduğu gibidir. Bu demektir ki, günahkârlar, alma kapları tarafından kontrol edilenler, bu duruma geldiklerinde düşmeli ve yüklerinin altında iki büklüm olmalıdırlar.
Ancak erdemliler, ihsan etme durumunda olanlar, bununla yükseltilirler, yani bununla onlara ihsan etme kapları verilir. (“Kötüler” kalbi hala ihsan etme kaplarını edinmeye kararlı olmayanlar olarak yorumlanmalıdır ve “erdemliler” kalbi zaten ihsan etme kaplarını edinmeye kararlı olan ancak henüz bunu yapamayanlar anlamına gelir).
Zohar’da yazdığı gibi, Şehina [Kutsallık] Rabbi Şimon Bar- Yohay’a “Senden saklanacak bir yer yok” dedi ve bu yüzden ona göründü. Rabbi Şimon Bar- Yohay’ın “Bunun için ve O’nun arzusu benim üzerimde” demesinin anlamı budur. Bu, “Ben sevgilim içinim ve sevgilim de benim içindir” ve sonra VH ‘ye [Vav-Hey] ihsan eder.
Bu, “İsim eksiktir ve Hey Vav ile bağ kurana kadar taht eksiktir” anlamındadır. Hey’e “alma arzusu” denir; bu, Vav’ın Hey’e bahşedeceği son ve nihai Kli ‘dir ve sonrasında bu ıslahın sonu olacaktır.
“Erdemli derhal hayata” ifadesinin anlamı budur. Bu, kişinin adının hangi deftere yazılmasını istediğini kendisinin söylemesi gerektiği anlamına gelir—yani adının erdemliler defterine yazılmasını isteyip istemediğini, başka bir deyişle ihsan etme arzusunun kendisine verilmesini isteyip istemediğini söylemelidir. Kişi ihsan etme arzusuyla ilgili pek çok anlayışa sahip olabilir, yani bazen şöyle der: “Evet, bana ihsan etme arzusunun verilmesini istiyorum ama alma arzusunu tamamen iptal etmek istemiyorum.” Aslında her iki dünyayı da kendisi için istemektedir, yani ihsan etme arzusunu da kendi hazzı için istemektedir.
Ancak, sadece alma kaplarını sadece ihsan etmek üzere çalıştırmak ve kendileri için hiçbir şey almayı istemeyenler erdemliler defterine yazılırlar. Bu, kişinin “Alma arzusunun iptal edilmesi gerektiğini bilseydim, bunun için dua etmezdim” demesine yer kalmaması içindir (böylece daha sonra “Yemin ettiğim şey bu değildi” demesin diye).
Bu nedenle kişi, daha sonra şikâyet etmemek için, erdemliler defterine kaydedilmekten ne kastettiğini çekinmeden söylemelidir.
Çalışmada, erdemlilerin defteri ile günahkârların defterinin aynı kişide olduğunu bilmeliyiz. Bu, kişinin bir seçim yapması ve ne istediğini açıkça bilmesi gerektiği anlamına gelir çünkü günahkâr ve erdemli aynı kişiyle ilgilidir. Dolayısıyla, kişi erdemliler defterine yazılmayı, derhal yaşama, yani Yaşamların Yaşamı’na bağlı kalmayı isteyip istemediğini, her şeyi Yaradan için yapmak isteyip istemediğini söylemelidir. Buna ek olarak, kendileri için alan olmak isteyenlerin yazıldığı günahkârların defterine yazılmak için geldiğinde, oraya derhal ölüme yazılmaları gerektiğini söyler, bu da kendisi için alma arzusunun sanki ölmüş gibi onda iptal edileceği anlamına gelir.
Yine de bazen kişi şüpheye düşer. Başka bir deyişle, kişi alma arzusunun kendisinde bir anda iptal edilmesini istemez. Tüm alma kıvılcımlarının bir anda ölüme terk edileceğine bir anda karar vermek onun için zordur, bu da tüm alma arzularının bir anda kendisinde iptal edilmesini kabul etmediği anlamına gelir.
Bunun yerine, alma kıvılcımlarının kendisinde bir anda değil, kademeli olarak ve yavaş yavaş iptal edilmesini ister, bu da bazı alma kaplarının ve bazı ihsan etme kaplarının işletileceği anlamına gelir. Dolayısıyla bu kişinin kesin ve net bir görüşü yoktur.
Kesin bir görüşe göre, kişi bir yandan “Hepsi benim” der, yani hepsi alma arzusunun amacına yöneliktir. Diğer yandan, her şeyin Yaradan için olduğunu iddia eder. Buna “kesin görüş” denir. Peki, beden tamamen Yaradan için olmayı isteme görüşüne katılmıyorsa kişi ne yapabilir?
Bu durumda, bu kişinin tamamen Yaradan için olmak adına elinden gelen her şeyi yaptığını söyleyebilirsiniz, bu da Yaradan’a tüm arzularını sadece Yaradan rızası için yerine getirebilmesine yardım etmesi için dua ettiği anlamına gelir. İşte bunun için dua ederiz, “Bizi yaşam için hatırla ve bizi yaşam defterine yaz.”
“Malhut” kelimesinin anlamı da budur, yani kişi içinde hiç beyaz olmayan siyah noktanın niteliğini kendi üzerine alacaktır. “Kendi arzunu iptal et” sözünün anlamı budur, böylece senin hatıran Benim önüme gelecek ve O da senin arzunun önünde Kendi arzusunu iptal edecektir. Ne ile? Bir Şofar [koç boynuzu] ile, yani annenin Şofar’ı ile, demek ki mesele tövbeye bağlıdır.
Başka bir deyişle, kişi siyahlığı kabul ederse, bunun utanç verici bir şekilde değil, onurlu bir şekilde olması için de çalışmalıdır. Buna “Annenin Şofar’ı ” denir, yani kişi bunu güzellik ve onur olarak kabul eder.
Buna göre, “Gerşon’un oğulları, Libni ve Şimey” diye yazılanları yorumlamalıyız. Eğer kişi çalışmadan uzaklaştırıldığını görürse, bunun Libni’den1 kaynaklandığını, yani özellikle beyazlık istediği için olduğunu bilmelidir. Başka bir deyişle, kendisine beyazlık verilirse, yani kişinin yaptığı her şey parlayacaksa, Tora’da ve duada iyi bir tat hissedecek, Tora’yı ve Mitzvot’u [emirleri] dinlemeye ve bunlarla meşgul olmaya istekli olacaktır.
“Şimey” 2in anlamı budur. Bu, kişinin tam olarak bir “beyazlık” formu aracılığıyla işitebileceği anlamına gelir. Ancak, çalışma sırasında kişi siyah bir şekil görür ve bu çalışmayı üstlenmeyi kabul edemez. Bu nedenle, Kral’ın salonundan uzaklaştırılmalıdır, çünkü cennetin krallığını kabul etmek kayıtsız şartsız teslim olmak demektir.
Bununla birlikte, bir kişi beyaz bir şekil olması, yani günün onun için parlaması koşuluyla çalışmayı üstlenmeye istekli olduğunu söylediğinde ve çalışma kendisine siyah bir formda görünürse bunu kabul etmediğinde, bu kişinin Kral’ın salonunda yeri yoktur. Çünkü ihsan etmek için çalışmak isteyenler Kral’ın salonuna kabul edilirler ve kişi ihsan etmek için çalıştığında, çalışma sırasında ne hissettiğine aldırmaz.
Aksine, siyah bir şekil gördüğü bir durumda bile, bundan etkilenmez ama sadece Yaradan’dan tüm engellerin üstesinden gelebilmek için kendisine güç vermesini ister. Bu demektir ki Yaradan’dan kendisine beyaz bir şekil vermesini değil, tüm gizliliklerin üstesinden gelebilmesi için güç vermesini ister.
Dolayısıyla, ihsan etmek için çalışmak isteyen kişiler, eğer her zaman bir beyazlık durumuyla karşılaşırlarsa, beyazlık kişinin çalışmaya devam etmesine izin vermez. Bunun nedeni, parladığı sürece, kişinin kendisi için alma formunda bile çalışabilmesidir.
Dolayısıyla, kişi çalışmasının saf olup olmadığını asla bilemeyecektir ve bu da Yaradan’la asla Dvekut [bütünleşme] ile ödüllendirilememesine neden olacaktır. Bu nedenle, ona yukarıdan bir siyahlık formu verilir ve böylelikle kişi çalışmasının saf olup olmadığını görür.
Bu demektir ki, eğer kişi siyahlık durumundayken de sevinç içinde olabiliyorsa, bu çalışmasının saflık içinde olduğunun bir işaretidir, zira kişi sevinç içinde olmalı ve yukarıdan kendisine ihsan etmek üzere çalışabilmesi için bir fırsat verildiğine inanmalıdır.
Bilgelerimizin dediği gibi, “Açgözlü olan herkes öfkelidir.” Bu demektir ki, kendisi için almaya batmış olan kişi her zaman eksik olduğu için öfkelidir. Sonsuza dek alma kaplarını tatmin etmeye ihtiyaç duyar.
Ancak, ihsan etme yolunda yürümek isteyenler her zaman sevinç içinde olmalıdır. Bu demek oluyor ki, kendisine her ne şekil gelirse gelsin, kendisi için alma niyeti olmadığı için sevinç içinde olmalıdır. İşte bu nedenle, kişi, her iki durumda da, eğer gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, Yaratıcısına hoşnutluk getirmeye nail olduğu için kesinlikle memnun olması gerektiğini söyler. Ve eğer çalışmasının hala ihsan etmek için olmadığını hissediyorsa, o zaman da sevinmelidir çünkü kendisi adına, kendisi için hiçbir şey istemediğini söyler. Alma arzusu bu çalışmadan zevk alamadığı için mutludur ve bu ona sevinç vermelidir. Ancak, bu çalışmadan kendisi için de bir şey elde edeceğini düşünürse, Sitra Ahra’nın [diğer tarafın] çalışmasına tutunmasına izin vermiş olur ve bu da onda üzüntü, öfke ve benzeri şeylere yol açar.