(Sosyal zaman ve yemeklerde kullanılacak tüm alıntıların olduğu materyal ders materyallerinin altındadır.)
18 Mayıs Cumartesi
Ders 1: Mantık Ötesi İnançla Çalışmak
Bize mantık ötesi olan inanç yolu verildi, bu da duyularımızı ve mantığımızı dikkate almamak, ama şöyle yazıldığı gibi, “Onların gözleri var ama görmezler. Kulakları var ama duymazlar.” demek anlamına gelir. Daha doğrusu, Yaradan’ın kesinlikle Gözeten olduğuna ve benim için neyin iyi olduğunu ve neyin iyi olmadığını bildiğine inanmalıyız. Bu nedenle, O benim içinde bulunduğum durumu hissetmemi istiyor ve kendi adıma, kendimi nasıl hissettiğim umurumda değil çünkü ihsan etmek için çalışmak istiyorum.
Bu nedenle, asıl önemli olan şey, Yaradan için çalışmam gerektiğidir. Ve her ne kadar çalışmamda bütünlük olmadığını hissetsem de, yine de, üst olanın Kelim’inde, yani üst olanın bakış açısından, “Dışlanmış olan O’ndan dışlanmayacak” diye yazıldığı üzere, tamamen bütünüm. Bu nedenle, çalışmamdan ve Kral’a en düşük derecede bile hizmet etme ayrıcalığına sahip olmaktan memnunum. Bunu da, Yaradan’ın en azından bir dereceye kadar O’na yaklaşmama izin vermesini büyük bir ayrıcalık olarak görüyorum.
Kişinin çalışmasının özü sadece Yaradan’ın varlığını hissetmeye gelmektir, yani Yaradan’ın varlığını, “tüm dünyanın O’nun ihtişamıyla dolu olduğunu” hissetmektir ve kişinin tüm çalışması bu olacaktır. Bu demektir ki, kişinin çalışmaya harcadığı tüm enerji sadece bunu başarmak için olacaktır, başka bir şey için değil.
Kişi herhangi bir şey edinmek zorunda olduğu yanılgısına düşmemelidir. Aksine, kişinin ihtiyacı olan tek bir şey vardır: Yaradan’a olan inanç. Kişi hiçbir şey düşünmemelidir, yani çalışması için istediği tek ödül Yaradan’a olan inançla ödüllendirilmek olmalıdır.
Mantık ötesi çalışma koşulsuz teslimiyet olmalıdır. Yani, kişi mantık ötesi cennetin krallığının yükünü üzerine almalıdır. Kişi şöyle demelidir: “Çalışma hakkında hiçbir fikrim olmamasına ve çalışmada hiçbir tat almamama rağmen Yaradan’ın hizmetkârı olmak istiyorum. Bununla birlikte, sanki bu çalışmada bir edinimim, his ve tat varmış gibi tüm gücümle çalışmaya istekliyim ve kayıtsız şartsız çalışmaya hazırım.” O zaman kişi ilerleyebilir ve o zaman içinde bulunduğu koşuldan düşmesi için hiçbir yer kalmaz, zira tam yeryüzündeyken bile çalışmayı üstlenmiştir, çünkü yeryüzünden daha aşağıda olmak mümkün değildir.
Kişi kendi kendine sanki Yaradan’a olan tam inançla zaten ödüllendirilmiş ve Yaradan’ın tüm dünyayı “İyilik Yapan İyi” şeklinde yönettiğini, yani tüm dünyanın O’ndan sadece iyilik aldığını organlarında zaten hissediyormuş gibi tasvir etmelidir. Oysa kişi kendine baktığında fakir ve muhtaç olduğunu görür. Ayrıca dünyayı gözlediğinde, tüm dünyanın, her birinin derecesine göre azap çektiğini görür. Bu konuda “Onların gözleri var ama görmezler” demek gerekir. “Onlar”, kişi “onlar” olarak adlandırılan birden fazla otoritenin içinde olduğu sürece onların gerçeği görmediği anlamına gelir.
Mantık ötesi inanç, kişinin kendisini iyiye ulaşmaktan alıkoyan düşmanını mantık dahilinde hissetmesine neden olur. Bu onun standardıdır. Yani, kişi mantık ötesi haz ve zevke ne ölçüde inanırsa, kötülüğün tanınmasını da o ölçüde hissedebilir.
Sonrasında, kötüyü hissetmek haz ve zevk hissi verir, zira organların hissinde kötülüğün tanınması kişinin bu kötülüğü ıslah etmesine neden olur.
Bu öncelikle dua yoluyla, Yaradan’dan her şeyi Dvekut [bütünleşme] adı verilen ihsan etme yoluyla vermesini istediğinde yapılır. Bu Kelim [kaplar] vasıtasıyla, hedef İlahi Takdir’de ifşa edilecektir, yani gizlemeye gerek kalmayacaktır çünkü zaten alabilecek Kelim olacaktır.
Çalışmada “mantık ötesi inanç” meselesi, aklın bunun böyle olduğunu görmemesine ve inanmak istediği gibi olmadığına dair çeşitli kanıtlara sahip olmasına rağmen inanmamız gerektiği anlamına gelir. Buna “mantık ötesi inanç” denir, bu da kişinin sanki bunu mantık dahilinde görüyormuş gibi inandığını söylemesi anlamına gelir. Çalışmada buna “ mantık ötesi inanç” denir.
Başka bir deyişle, bir kişinin bunu kendi üzerine alması çok çaba gerektirir; akla aykırıdır. Bu, bedenin bunu kabul etmediği anlamına gelir, ancak yine de kişi bunu mantık dahilindeymiş gibi kabul eder. Böyle bir inanç Yaradan’ın yardımını gerektirir.
Kişi, Yaradan’ın önemine mantık ötesinde inanmayı üstlendiğinde, özellikle mantık ötesinde inançla gitmek istediği için bunu üstlenmelidir. Yaradan’ın yüceliğini görmek için kendisine akıl verilmiş olsa da, “Yaradan’ın onurundan dolayı, konuyu gizlemek” nedeniyle mantık ötesi inancı tercih eder.
Bu, mantık ötesi gitmeyi istemek olarak kabul edilir. Tam olarak o zaman kişi maneviyatı almaya uygun bir Kli [kap] haline gelir, zira kendisi için hiçbir endişesi yoktur ve tüm niyeti sadece Yaradan’a ihsan etmektir. Bu nedenle artık kendisine bir miktar ışık verilirse, bunun alma kaplarına gireceğinden korkmaz, zira her zaman kendine olan sevgiden çıkmaya çalışmaktadır.
Bir kişi, cennetin krallığının yükünü üzerine alma konusunda hiçbir duygusu ve heyecanı olmasa bile, mantık ötesi inancı kabul etmelidir. Bununla birlikte, bu durumu kabul etmeli ve bu alçaklıkta çalışacağı ve O’na hizmet edeceği için Yaradan’ın arzusunun bu olması gerektiğini söylemelidir, dolayısıyla bu inanç hakkında ne tür bir sevinç hissettiğine aldırmaz çünkü kendisi hakkında, yani kendi menfaati konusunda hiçbir endişesi yoktur, sadece Yaradan’ın yararını düşünür. Eğer O, kendisinin bu durumda kalmasını isterse, bunu koşulsuz olarak kabul eder. Buna “koşulsuz teslimiyet” denir.
Ders 2: Dostlardan Mantık Ötesi İnancın Gücünü Almak
Dostların Yaradan’ın yüceliği hakkındaki tartışmaları Yaradan’ın huzurunda iptal olma arzusu ve özlemi uyandırır çünkü kişi Yaradan’la bağ kurma özlemi ve arzusu hissetmeye başlar. Ve şunu da hatırlamalıyız ki, dostların Yaradan’ın önemini ve yüceliğini takdir edebildikleri ölçüde, biz yine de mantık ötesinde gitmeli yani Yaradan’ın kişinin hayal edebileceği her türlü yücelikten çok daha büyük olduğuna inanmalıyız.
Şunu söylemeliyiz ki, O’nun dünyayı iyiliksever bir rehberlikle yönettiğine mantık ötesinde inanıyoruz ve eğer kişi Yaradan’ın sadece insanın iyiliğini istediğine inanırsa, bu kişinin Yaradan’ı “Ve Tanrın Efendi’ni tüm kalbinle ve tüm ruhunla seveceksin” ile ödüllendirilene kadar sevmesini sağlar. Ve kişinin dostlarından alması gereken de budur.
Dostların birbirine bağlanmasıyla edinilebilir – onların Yaradan’la Dvekut’a ulaşmaya yetkin olacakları yeni nitelikler. Ve tüm bunlar kişinin dostlarının erdemlerini gördüğünde söylenebilir. O zaman, onların eylemlerinden ders alması gerektiğini söylemek yerinde olur. Ancak kendisinin onlardan daha nitelikli olduğunu gördüğünde, dostlardan alabileceği hiçbir şey yoktur.
Bu nedenle, kötü eğilim gelip ona dostlarının alçaklığını gösterdiğinde, kişi mantık ötesi gitmelidir demişlerdir. Ama dostlarının kendisinden daha yüksek bir seviyede olduğunu mantık dahilinde görebilseydi kesinlikle daha iyi ve daha başarılı olurdu. Bununla Rabbi Elimelek’in bizim için yazdığı şu duayı anlayabiliriz: “Kalplerimiz dostlarımızın kusurlarını değil, erdemlerini görsün.”
Eğer kişinin maneviyat için herhangi bir arzusu veya özlemi yoksa, maneviyat için arzu ve özlem duyan insanlar arasındaysa, bu insanları seviyorsa, kendi niteliği gereği bu arzu ve özlemlere ve bunların üstesinden gelme gücüne sahip olmamasına rağmen, o da onların üstesinden gelme gücünü, arzu ve özlemlerini alacaktır. Ancak bu insanlara atfettiği lütuf ve öneme göre yeni güçler edinecektir.
Baal HaSulam’ın, bir kişinin kendine olan sevgisinden kurtulmasına ve Yaradan’ın sevgisiyle ödüllendirilmesine yardımcı olabilecek tek şeyin dost sevgisi olduğunu söylediğini duydum. Dolayısıyla, her ne kadar bana göre onlardan uzak durmak ve onlarla bağ kurmamak benim için daha iyi olsa da, bu dostlarla bağ kurmaktan başka seçeneğim yok.
Ancak başka seçeneğim yok ve mantık ötesi bir şekilde inanmalıyım ki gerçekten de tüm dostlar yüksek derecededir ama ben onların erdemini kendi gözlerimle göremiyorum. İşte bu yüzden de kişi mantık ötesi inanmalıdır.
Bilgelerimiz “Karşıtların kıskançlığı bilgeliği artırır” demişlerdir. Başka bir deyişle, tüm dostlar topluma hem düşüncede hem de eylemde yüksek bir seviyede baktıklarında, doğal olarak her biri kendi derecesini kendi bedeninin nitelikleriyle sahip olduğundan daha yüksek bir seviyeye çıkarmalıdır.
Mantıken onu sevmesi gerekenler dostlarıdır ama kişi mantığının üstesinden gelir, mantık ötesi gider ve “Kendim için yaşamaya değmez” der. Ve kişi her zaman bunu söyleyebilecek bir seviyede olmasa da, çalışmanın amacı yine de budur. Böylece kişinin bedene verecek bir cevabı zaten vardır.
Mantık dahilinde dostunuzun hatalı olduğunu görseniz bile, yine de onu olumlu bir şekilde yargılamaya çalışmalısınız. Ve bu mantık ötesinde olabilir. Bu demektir ki, mantıksal olarak o kişiyi haklı çıkaramasa da, mantık ötesinde onu yine de haklı çıkarabilir.
Bir antlaşma yaptığımızda demek istiyoruz ki, bir şeyin onları ayırması mümkün olduğundan, şimdi bir antlaşma yapıyorlar, böylece nasıl şimdi aralarında sevgi ve eşitlik olduğunu anlıyorlarsa, daha sonra onları ayıracak şeyler gelse bile bu antlaşma devam edecektir. Bununla birlikte, şu anda kurmakta oldukları bağ kalıcı olacaktır. Buna göre, daha sonra onları ayıracak şeyler gelirse, her birinin mantık ötesi gitmesi gerektiğini ve mantık dahilinde gördüklerini dikkate almayacaklarını, ama mantık ötesi gideceklerini söylemeliyiz. Ancak bu şekilde antlaşma devam edebilir ve aralarında hiçbir ayrılık olmaz.
19 Mayıs Pazar
Ders 3: Mantık Ötesi Gitmek Amacıyla Dua Etmek
Dua özellikle bir eksiklikle ilgilidir.
Bu nedenle, kişi içinde inanç için bir ihtiyaç ve eksiklik yaratmalıdır, çünkü ancak kişi inançtan yoksun olduğunu gördüğünde ve hissettiğinde ve buna ihtiyaç duyduğu ölçüde, kendisi için yukarıda bahsedilenleri alamayacağını gördüğünden, o zaman Yaradan’ın ona yardım etmesi için gerçek bir dua eder ve sonrasında Yaradan onun için bir mucize yaratır ve ona inancın ışığını verir.
Dua başın ağırlığıyla yani kişi mantık ötesi bir inanca sahip olmadığını hissettiğinde, yani mantık ona ihsan etmek için çalışmayı zorunlu kılmadığında, ancak kişi birincil amacın Yaradan’la Dvekut [bütünleşme] ile ödüllendirilmek olması gerektiğini anladığında yapılmalıdır. Akıl buna karşı çıktığı için, kişi akla karşı gelmelidir ve bu çok zor bir iştir.
Kişi, Yaradan’dan kendisine tüm organlarının itiraz ettiği bir şey vermesini istediğinden, Yaradan’a yaptığı her bir duanın özel bir çalışması olduğu sonucuna varır. Bu yüzden duaya “kalpteki çalışma” denir, yani kişi kendisine tam tersini söyleyen akıl ve zihne karşı çıkmak istemektedir.
Bu yüzden buna “beynin çalışması” denmez, çünkü beynin çalışması kişinin aklı ve mantığıyla bir şeyi anlamak için çaba sarf etmesi anlamına gelir. Ama burada kişi aklıyla Yaradan’a bilme durumunda hizmet etmemiz gerektiğini anlamak istemez. Aksine, Yaradan’a özellikle mantık ötesi bir inançla hizmet etmek ister. Bu yüzden duaya “kalpteki çalışma” denir.
Kişi doğasına karşı gelecek güce sahip olmasının gerçekçi olmadığını görür.
O zaman kişinin Yaradan’a dönüp şöyle demekten başka çaresi yoktur: “Şimdi öyle bir duruma geldim ki, Sen bana yardım etmezsen, kaybolduğumu görüyorum. Alma arzumun üstesinden gelecek güce asla sahip olamayacağım, çünkü bu benim doğamda var. Aksine, yalnızca Yaradan bana başka bir doğa verebilir.”
Kişi tüm çabalardan sonra, kendisi için alma arzusunun hükmünden çıkamadığını gördüğünde, o zaman mantık dahilinde sadece Yaradan’ın ona yardım edebileceğini görür.
Bilgelerimizin söylediği gibi, “İnsanın eğilimi onu her gün yener ve Yaradan’ın yardımı olmasaydı, bunun üstesinden gelemezdi”, Tora ve Mitzvot’u yerine getiren Yaradan’ın sıradan işçilerinin “mantık ötesinde” bunun böyle olduğuna, Yaradan’ın onlara yardım ettiğine inandıkları gibi, buna mantık ötesinde inanmaya ihtiyaç duymaz. Aksine, ihsan etmek için çalışmak isteyen insanlar, onlar için, Yaradan’ın alma arzusunun hükmünden çıkmalarına yardım edebileceğine mantık ötesinde inanmaları gereken noktaya kadar mantık dahilindedir.
“Efendinin gününü arzulayanların vay haline! Efendinin gününe neden ihtiyaç duyuyorsunuz? O karanlıktır, ışık değildir.” Mesele şu ki, Efendinin gününü bekleyenler, kendilerine mantık ötesi bir inanç verilmesini bekliyorlar demektir; bu inanç o kadar güçlü olacaktır ki, sanki Yaradan’ın dünyayı iyilikle ve iyilik yapar bir şekilde izlediğini gözleriyle, kesin olarak göreceklerdir.
Başka bir deyişle, Yaradan’ın dünyayı İyilik Yapan İyi olarak nasıl yönettiğini görmek istemezler, zira görmek inançla çelişir. Başka bir deyişle, inanç tam da akla karşı olduğu yerdedir. Ve kişi aklına aykırı olanı yaptığında, buna “mantık ötesi inanç” denir.
Bu, Yaradan’ın yaratılanlar üzerindeki rehberliğinin iyi ve iyilik yapma tarzında olduğuna inandıkları anlamına gelir. Bunu mutlak bir kesinlikle görmeseler de, Yaradan’a “İyilik ve iyilik yapma niteliğini mantık dahilinde görmek istiyoruz” demezler. Aksine, bunun içlerinde mantık ötesi bir inanç olarak kalmasını ve Yaradan’dan kendilerine öyle bir güç vermesini isterler ki, bu inanç o kadar güçlü olacaktır ki, sanki onu mantık dahilinde görüyorlarmış gibi, akılda, inanç ve bilgi arasında hiçbir fark kalmayacaktır. Yaradan’a bağlı kalmak isteyenlerin “Efendinin günü” olarak adlandırdıkları şey de budur.
Kişi Yaradan’ın kendisine yardım edebileceğini öğrendiğinde ve gerçek tavsiyenin sadece dua olduğunu anladığında, beden gelir ve şunu görmesini sağlar: “Ne kadar çok dua ettiğini görüyorsun ama yukarıdan hiçbir cevap almadın. Bu nedenle, Yaradan’ın sana yardım etmesi için neden dua etmekle uğraşıyorsun? Yukarıdan herhangi bir yardım almadığını görüyorsun.” Kişi o zaman dua edemez. Bu durumda inanç yoluyla bir kez daha üstesinden gelmemiz ve Yaradan’ın her ağzın duasını işittiğine inanmamız gerekir; kişinin usta olması ve iyi niteliklere sahip olması ya da bunun tersi önemli değildir. Aksine, üstesinden gelmeli ve mantık ötesinde inanmalıdır, ancak mantığı birçok kez dua ettiği halde yukarıdan bir yanıt alamadığına göre, nasıl gelip bir kez daha dua edebilir? Bu da üstesinden gelmeyi, yani mantık ötesinde çaba göstermeyi ve Yaradan’ın ona kendi görüşünün üstesinden gelmesinde ve dua etmesinde yardımcı olması için dua etmeyi gerektirir.
Bu boşluk düşünceleri, kişinin mantık ötesi bir inanç edinme ihtiyacı duyması için kişiye gelir. Ve bunun için Yaradan’ın yardımına ihtiyacımız vardır. O zaman, kişi Yaradan’dan kendisine mantık ötesi inanma gücü vermesini istemelidir.
Tam da o zaman kişinin Yaradan’ın yardımına ihtiyacı olduğu ortaya çıkar, çünkü dışsal akıl onun tersini anlamasına izin verir. Dolayısıyla, o zaman kişinin Yaradan’dan kendisine yardım etmesini istemekten başka çaresi yoktur.
Bu konuda şöyle denir: “Kişinin arzusu her gün onu yener; eğer Yaradan olmasaydı, bunun üstesinden gelemezdi.
Mesele şu ki, inanca mantık ötesi, yani doğa ötesi deniyor, zira mantık dahilinde olan her şeye “doğa ve mantıklı” deniyor, çünkü bir insan tembel olmadığı sürece anlayabildiği şeyi yapabilir. Ancak bunu mantık ötesi yapamaz. Bu nedenle, doğanın üzerinde olan her şey mucize olarak kabul edilir.
Tüm mucizeler Yaradan’a atfedilir, yani yukarıdan bir uyanış olarak kabul edilir, aşağıdan bir uyanış olarak değil, zira aşağıda olan doğanın üstünde olan bir şeyi yapamaz. Ancak bir mucize gerçekleşmesi için kişinin kendisine bir mucize verilmesi için dua etmesi gerekir.
Ders 4: Mantık Ötesi İnançta Mutluluk
En önemlisi duadır. Yani, kişi Yaradan’a mantık ötesi gitmesine yardım etmesi için dua etmelidir, bu da çalışmanın sanki zaten Keduşa’nın aklıyla ödüllendirilmiş ve o zaman nasıl bir mutluluk hissedecekmiş gibi sevinç içinde olması gerektiği anlamına gelir. Benzer şekilde, kişi Yaradan’dan kendisine bu gücü vermesini istemelidir, ki böylece bedenin aklının üzerine çıkabilsin.
Başka bir deyişle, beden ihsan etmek için bu çalışmayı kabul etmese de, Yaradan’dan, büyük bir Kral’a hizmet eden birine yakışır şekilde sevinçle çalışabilmeyi ister. Kişi Yaradan’dan Yaradan’ın yüceliğini göstermesini ve sonrasında memnuniyetle çalışmayı istemez. Aksine, Yaradan’ın ona mantık ötesi çalışmasında sevinç vermesini ister, öyle ki bu kişi için zaten akla sahipmiş gibi önemli olsun.
Kişi mantık ötesinde inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a olan inançla zaten ödüllendirildiğini ve Yaradan’ın tüm dünyayı iyilik yapan iyi olarak yönettiğini görüp hissettiğini hayal etmelidir. Her ne kadar mantık dahilinde baktığında bunun tam tersini görse de, yine de mantık ötesi çalışmalı ve ona sanki organlarında zaten hissedebiliyormuş gibi görünmelidir ki gerçekten de öyledir, Yaradan tüm dünyayı iyilik yapan iyi olarak yönetmektedir.
Kişi burada amacın önemini edinir ve buradan yaşamı, yani Yaradan’a yakın olmanın sevincini çıkarır. O zaman kişi Yaradan’ın iyi ve iyilik yapan olduğunu söyleyebilir ve Yaradan’a “Bizi tüm ulusların arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin” diyecek güce sahip olduğunu hissedebilir, zira Yaradan’a şükretmek için bir sebebi vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’a övgüyü inşa eder.
Bize tüm çalışmamızın, nasıl çalışırsak çalışalım, eğer kişi çalışmasını Yaradan’a atfederse, son derece aşağılık olsa bile, Yaradan’ın bundan hoşlandığını söyleyen bilgelere inanmalıyız. Kişi alçaklık halindeyken bir şeyler yapabildiği için mutlu olmalıdır.
Kişi kendine Yaradan’ın tamamen mantık ötesi olan bu çalışmadan hoşlandığını söylemelidir. Makul bir şekilde düşünüldüğünde, bu çalışma “çalışma” olarak yani Yaradan’ın hoşlandığı önemli bir eylem olarak görülmez. Yine de, Yaradan’ın zevk aldığını ama bunun mantık ötesi olduğunu söyleyen bilgelere inanır.
İhsan etme yolunda yürümek isteyenler her zaman sevinç içinde olmalıdırlar. Bu, kişinin kendisi için alma niyeti olmadığından, kendisine ne şekilde gelirse gelsin sevinç içinde olması gerektiği anlamına gelir. İşte bu nedenle, her iki durumda da, eğer gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, Yaradan’a hoşnutluk getirmekle ödüllendirildiği için kesinlikle memnun olması gerektiğini söyler. Ve eğer çalışmasının hala ihsan etmek için olmadığını hissediyorsa, o zaman da sevinmelidir çünkü kendisi için, kendisi için hiçbir şey istemediğini söylüyordur. Alma arzusu bu çalışmadan zevk alamadığı için mutludur ve bu kişiye sevinç vermelidir.
Çalışmanın amacı gerçekte ve doğadadır, zira bu çalışmada kişinin artık daha aşağıya düşecek bir yeri yoktur, çünkü zaten yerdedir. Bu böyledir çünkü onun büyüklüğe ihtiyacı yoktur zira bu onun için her zaman yeni bir şey gibidir.
Bu da her zaman sanki çalışmaya yeni başlamış gibi çalıştığı anlamına gelir. Ve cennetin krallığının yükünü mantık ötesinde kabul etme formunda çalışır. Çalışmanın düzenini üzerine inşa ettiği temel, en düşük seviyedeydi ve hepsi gerçekten mantık ötesiydi. Sadece gerçekten saf olan biri, inancını üzerine kuracağı herhangi bir temel olmadan, kelimenin tam anlamıyla hiçbir destek olmadan ilerleyecek kadar alçalabilir.
Buna ek olarak, kişi bu çalışmayı büyük bir sevinçle kabul eder, sanki inancının kesinliğini ortaya koyacak gerçek bir bilgiye ve vizyona sahipmiş gibi. Ve tam da mantık ötesi ölçüye göre, sanki mantığı varmış gibi. Dolayısıyla, bu şekilde devam ederse, kişi asla düşmez. Aksine, büyük bir Kral’a hizmet ettiğine inanarak her zaman sevinç içinde olabilir.
Kişi, Yüz’ün gizlenmesi olarak algılanan Ahoraim’in [arka] farkına varmadan önce ifşayı edinmek ve bunun kendisi için Yüz’ün ifşası kadar önemli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu, kişinin Yüz’ün ifşasını zaten edinmiş gibi memnun olması gerektiği anlamına gelir.
Bununla birlikte, kişi ihsan etmek için çalışmadıkça, gizliliği ifşa gibi takdir edip ısrar edemez. O zaman kişi şöyle diyebilir: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil çünkü benim için önemli olan Yaradan’a ihsan etmek istememdir. Eğer Yaradan, Ahoraim formunda çalışırsam daha fazla memnun olacağını anlarsa, kabul ederim.”
Sevinç bir tanıklıktır. Eğer bir kişi inanç konusunda güçlenirse, Yaradan’ın iyi ve iyilik yapan olduğuna, O’nun üstünde hiçbir şey olmadığına inanırsa, şu anda içinde bulunduğu durumda sevinecek, yani mutlu olacak hiçbir şeyi olmamasına rağmen, yine de kendini güçlendirir ve Yaradan’ın kendisini iyi ve iyilik yapan bir şekilde izlediğini söylerse, eğer inancında samimiyse, mutlu ve sevinçli olması mantıklıdır. Ve sevincin ölçüsü, inancındaki samimiyet düzeyine tanıklık eder.
Bununla Rabbi Elimelek hakkında söylenenleri yorumlayabiliriz; Elimelek vefat ettiğinde ve kendisine cehenneme gideceği söylendiğinde, “Yaradan böyle istiyorsa, ben de atlarım” demiştir. Bu da iyi ve iyilik yapmanın İlahi Takdir’i olarak kabul edilir. Böylece kişi her zaman mutlu olur.
Kişi desteğinin olmadığı bir duruma geldiğinde, durumu kapkara olur ki bu üst dünyadaki en düşük niteliktir ve Keter’in Kli’si bir ihsan etme kabı olduğundan, bu alttaki için Keter olur.
Üstteki en düşük nitelik, kendine ait hiçbir şeyi olmayan, yani hiçbir şeye sahip olmayan Malhut’tur. Sadece bu şekilde Malhut olarak adlandırılır. Bu demektir ki, eğer kişi cennetin krallığını -ki bu krallık hiçbir şeye sahip olmama durumundadır – seve seve üstlenirse, daha sonra bu krallık bir ihsan etme kabı olan Keter’e dönüşür.
Sosyal Zaman için Alıntılar
https://docs.google.com/document/d/13h-ZHrzXMAKsY_czKmGA9K7ocIX92pFVrYWEXEtIm3E/edit?usp=sharing
Yemek için alıntılar – Kongre Mayıs 2024
https://docs.google.com/document/d/1fIfVerMUXuwzWcJjXGheYFExd5VQ_EPMrDCt4wIWm28/edit?usp=sharing