e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Kabala Kütüphanesi > Makaleler > Tora’nın Edinilmesine Hazırlık Nedir? – 1

Tora’nın Edinilmesine Hazırlık Nedir? – 1

Yazıda şöyle der: “Ve Yaradan Sina Dağı’nın tepesine indi.” Halk ile ilgili ise şöyle der: “Ve onlar dağın eteklerinde duruyorlardı”.

Yaradan’ın “inmesi”nin bir alçalma, küçülme anlamına geldiğini bilmeliyiz. Neticede bu, Tora verildiği zaman gerçekleşmiştir. Öyleyse bu zamanın haz dolu bir zaman olması gerekirken, neden Yaradan için bir iniş olarak kabul edilmelidir?

Bilgelerimiz “ve onlar duruyorlardı” ayeti hakkında, bunun şunu gösterdiğini söylemişlerdir: “O, Dağı onların üzerine bir kubbe gibi kapattı” ve “Eğer Tora’yı kabul ederseniz ne mutlu size, ama eğer etmezseniz burası size mezar olacak,” dedi. (Şabat 88). Tosfot’ta şu soru sorulmuştur: ” ‘Duymaktan’ önce ‘yapmayı’ kabul etmiş olmalarına rağmen, neden ‘Dağı onların üzerine kubbe gibi kapattı’?” Bu soruya birçok cevap mevcuttur; ama çalışmada, dağı onların üzerine bir kubbe gibi kapatmaya zorlamasının ne demek olduğunu anlamamız gerekmektedir.

Yukarıdakileri anlamak için, bir Kli (kap) olmaksızın ışığın olmayacağı kuralını hatırlamalıyız. Yani eksiklik olmadan dolum olmaz. Bir şeye özlem duymadan ondan haz almak mümkün değildir. Bir şeye olan özleme, eksiklik (ihtiyaç) anlamını taşıyan “hazırlık” denir. Bir şeye olan ihtiyaç özlemi belirler ve hazzın seviyesi özlemin seviyesine karşılık gelir.

Bu nedenle Tora’nın verilmesinden önce, Tora’nın edinilmesi için bir hazırlık olması gerekiyordu. Aksi hâlde Tora sevinci olamazdı. Yani Tora’yı edinmek için bir eksiklik oluşturmaları gerekliydi ve bu eksiklik yukarıda bahsedilen özlemdir. Özlemin seviyesi ile Tora’dan alınabilen hazzın ölçüsü paraleldir. Bununla birlikte, Tora’nın edinilmesine olan ihtiyacın gerçekten ne olduğunu bilmeliyiz.

Bilgelerimiz: “Yaradan kötü eğilimi ve onun için de bir şifa (baharat) yaratmıştır,” der (Baba Batra 16). RAŞİ, günah düşüncelerinin önünü kestiği için “Tora’yı onun için bir şifa olarak yarattı” diye yorumlar; söylendiği gibi: “Bu zalimle karşılaşırsan onu çalışma evine çek” (Kiduşin 30). Kiduşin’de şöyle geçer: “Yaradan İsrail’e şöyle dedi: ‘Kötü eğilimi Ben yarattım ve onun için Tora şifasını (tadını) yarattım. Eğer Tora ile meşgul olursanız onun ellerine düşmezsiniz.’, yani söylendiği gibi: ‘Eğer iyi yaparsanız.’ ‘Ama eğer Tora ile meşgul olmazsanız onun ellerine düşeceksiniz.’, yani söylendiği gibi: ‘Günah kapıda çömeliyor.’ “

Buna göre, Tora’nın kötü eğilimin yönetiminden çıkmak için bir ıslah olduğunu görüyoruz. Bu demektir ki, kötü eğilimi olduğunu hisseden bir kişi için; o (kötü eğilim), kişiye nasıl mutlu olacağı ve hayattan keyif alacağı konusunda verdiği tüm tavsiyelerle aslında ona zarar vermeyi amaçlamaktadır. Yani kişiyi “Yaradan ile Dvekut (Bütünleşme)” olarak adlandırılan gerçek iyiliğe ulaşmaktan alıkoyar. Bu yüzden kişi bu eğilimin iyi değil, kötü olduğunu söyler.

Ancak bunu söylemek bir kişi için oldukça zordur. Yani kötü eğilim, kişiye; hayattaki hazzının, yaptığı şeylerden aldığı zevkin ve tüm eylemlerinin yalnızca kendi iyiliği, kendi menfaati için olduğunu anlamasını sağlar (telkin eder). O, kişiye verdiği tüm tavsiyelerin yalnızca tek bir şey için olduğu kuralını bilmesi gerektiğini ona hatırlatır: Sadece kendi yararı için. Bazen başkaları için bir şeyler yapması gerektiğini söylese de, kişiye bir başkasının lehine çalışmasını söylemesinin geçerli bir nedeni vardır. Bu eylemin daha sonra kendisine fayda sağlayacağı önceden hesaplanmıştır. Bu nedenle, kendi iyiliği dışında başka bir amacı olmadığına kişiyi inandırdığında, kişi ona nasıl kötü bir eğilim diyebilir?

Bu nedenle bir insanın, Kral Süleyman’ın “düşman” dediği içindeki alıcıdan (alma arzusundan) daha büyük bir düşmanı olmadığı gerçeğini bileceği ölçüde, alma arzusunun kötü olduğunu hissetmeye gelmesi için çok fazla çalışması gerekmektedir. Yazıldığı gibi: “Düşmanınız açsa ona ekmek verin.” Kişinin kötü olduğunu ve alıcının yoluna tamamıyla zıt olan doğru yolda (ihsan etme yolunda) yürümeyi başaramadığını saptaması kesin olarak çok zordur. Çünkü gerçeğin yolu sadece ihsan etmektir, oysa alıcı sadece almak ister. Burası, kişinin “iyi” ya da “kötü” olarak seçim yapması gereken yerdir.

Bilgelerimiz şöyle söyledi (Nida): “Rabbi Hanina Bar Papa dedi ki: ‘Hamilelikten sorumlu meleğe Laila (Gece) denir. Bir damla alır ve onu Yaradan’ın huzuruna götürüp şöyle der: ‘Dünyanın efendisi bu damla ne olacak? Güçlü biri mi, yoksa zayıf mı; bilge biri mi, yoksa aptal mı; zengin mi, fakir mi?’, ancak ‘kötü ya da erdemli’ demez. Bunun yerine bu, insanın seçimine bırakılmıştır.’ “

Buradaki seçimi şöyle yorumlamalıyız: Kişideki alıcıyı belirlemek, karar vermek ve isimlendirmek; yani onun kişinin faydasına çalıştığı ve bir dakikalığına bile başkalarının yararına doğru kaymadığı için gerçekten iyi bir eğilim olduğunu söylemek. Bu nedenle onu dinlemeye değerdir, çünkü sadece kişinin kendi iyiliğini, mutluluğunu önemser. Bu yüzden ona güvenilmeli ve ondan sağa ya da sola sapmamalı, tüm emirleri yerine getirilmeli ve ondan hiç ayrılmamalıdır.

Bunun tam tersi bir görüş de mevcuttur. Onu dinleyerek ve kendini sevmekle meşgul olarak Yaradan ile form eşitsizliğine düştüğümüz (uzaklaştığımız) için, onun kötü olduğunu ifade eder. Bu durumda yargı niteliği bir kişinin üzerindedir ki bu da O’nun yarattıklarına iyilik yapma ışığında yapılan Tzimtzum’un (kısıtlama) ıslahı ile ilgilidir. Bu nedenle kendine olan sevginin olduğu yerde (Işık) ifşa edilemez ve bu nedenle bir kişi kendisine olan sevginin kendisi için kötü ve zarar verici olduğuna kesin olarak karar vermelidir.

Ancak soru şudur: Kişi, alıcının o günden itibaren onu dinlemeyeceği kadar kötü olduğunu söylemeye karar verme gücünü nereden alabilir?

Gerçek şu ki, bunun için de, kendisine almak istemenin insanın gerçek kötülüğü ve düşmanı olduğu gerçeğini ona göstermesi için Yaradan’ın yardımına ihtiyacı vardır. Bir kişi bunu hissetmeye geldiğinde günah işlemekten korunmuş olur. Sonra bütün gizlilikler ve cezalandırmalar onun üzerinden kalkar; çünkü bunun ölüm meleği olduğunu bildiğinde kesinlikle ölümden kaçacaktır. Bu, yaratılışın amacındaki haz ve zevkin ifşa edilebileceği zamandır. O zaman kişi ‘’İyi ve İyilik Yapan’’ olarak bilinen Yaradan’a ulaşır (O’nu edinir).

Buna göre yazılanı yorumlamalıyız: “Ve Yaradan kalbinden (içinden) şöyle dedi: ‘İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insanın kalbindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür.'” (Yaratılış 8:21) Nahmanides “kalbinden” ifadesini, ‘’O zaman durumu peygambere ifşa etmemiş olması’’ olarak yorumlar. Ve İbn Ezra ekler: “Sonradan sırrı Nuh’a ifşa etmiştir”.

Bu ayeti anlamak zordur. Yaradan “insanın kalbindeki eğilimin çocukluğundan beri kötü” olduğunu ancak şimdi mi görmüştü ve bunun öncesinde bilmiyor muydu?

Çalışmada bunu şöyle yorumlamalıyız: İnsanın gerçeği elde etme arzusunu uyandırmaya uğraştığı tüm bu çalışmadan sonra Yaradan şimdi ifşa etmiştir. Yani neden doğduğunu, hangi amaca ulaşması gerektiğini bilmesi için Yaradan ona alıcı olan, çocukluğundan beri kötü olan kalbindeki eğilimi ifşa etmiştir. Eğilimin şimdi kötüleştiğini görmüş olması söz konusu değildir. Aksine o, çocukluğundan beri kötüdür. Ancak şimdiye kadar, onun gerçekten kötü olduğunu tespit edememiştir; bu yüzden kişi iniş ve çıkış durumlarındaydı. Yani bazen eğilimini dinlerdi, bazen de “Artık bunun benim düşmanım olduğunu ve eğilimin bana tavsiye ettiği her şeyin kendi zararıma olduğunu biliyorum,” derdi.

Ancak daha sonra eğilimin değeri (önemi) tekrar artar ve yine kişi onu dinler, tüm kalbiyle onun için çalışır ve bu böyle devam eder. “Kustuğunu geri yiyen bir köpek” gibi olduğunu hisseder. Yani eğilimin ona verdiği tüm yiyecekler insan için değil, hayvanlar için uygun olduğundan onu dinlemenin kendisine uygun olmadığını zaten saptamıştır. Fakat birdenbire hayvan yiyeceklerine geri döner ve daha önce aldığı karar ve görüşlerin hepsini unutuverir.

Daha sonra pişman olduğunda, “kötü” olarak nitelenen eğilimin gerçekten de kötü olduğunu görmesini sağlayacak olanın sadece Yaradan olduğunu görür. Yaradan bu bilgiyi ona bir kez verdiğinde tekrar yoldan sapmaz; ama Yaradan’dan, onu saptırmaya çalışan bu eğilimin her zaman üstesinden gelme gücünü kendisine vermesini ister. Böylece onun üstesinden gelme gücüne sahip olur.

Bu durumda Yaradan’ın ona hem Kli’yi (kabı) hem de ışığı vermesi gerekir. Yani hem eğilimin kötü olduğunun ve onun egemenliğinden çıkmanın bir gereklilik olduğunun farkındalığını, hem de bunun ıslahı olan Tora’yı… “Kötü eğilimi ben yarattım, Tora’yı bir şifa olarak yarattım,” diye yazıldığı gibi. Buna göre Yaradan kişiye hem Tora’ya olan ihtiyacı hem de Tora’yı vermiştir. Bu: “Ona hem ışığı hem de Kli’yi veren Yaradan” olarak bilinir.

Yukarıdakilere göre, “Ve Yaradan kalbinden (içinden) söyledi” ayetini yorumlamalıyız. Yorumcular, konuyu peygambere ifşa etmemenin “kalbinden” demek olduğu yorumunu yapmışlardır. Daha sonra sırrını ifşa eder. Sır nedir? İnsanın yüreğindeki eğilimin çocukluğundan beri kötü olmasıdır.

Dolayısıyla düzen şöyledir: Öncelikle kişinin, kalbindeki eğilimin adının “kötü” olduğunu kendisinin görmesi, seçmesi ve saptaması gerekir. Daha sonra kişi, sözünden dönmeyeceğini kesin olarak tespit edemediğini görür ve eğilimin iyi bir şey olduğunu, dinlemeye değer olduğunu vb. söyler. O zaman Yaradan’ın “kalbinden” söylemesi; insanın yüreğindeki eğilimin çocukluğundan beri kötü olduğu, fakat seçimle meşgul olan bir kişiye Yaradan’ın yine de eğilimin kötü olduğu için “kötü” olarak adlandırıldığı sırrını ifşa etmemesiyle ilişkilendirilir. Bu, insanın seçimi için yer vermek ve onun kötü olduğunu belirlemesi içindir.

Ancak daha sonra kişi onun tamamen kötü olduğunu söyleyemediğini ve sürekli pişmanlık duyduğunu gördüğünde: “Bana yardım et!” diye Yaradan’a feryat ettiği bir koşula gelir. Bu, İbn Ezra’nın “Daha sonra O, sırrını Nuh’a ifşa etti” sözüyle aynı anlamdadır. Yani Nuh, “Yaradan çalışması” olarak adlandırılır. Yaradan bir kişiye eğiliminin çocukluğundan beri kötü olduğunu ifşa ettiğinde, bu şöyle demektir: “Kötü eğilimin kötü olduğu yeni bir şey değildir, ama sana daha önce söylemedim. Mademki şimdi insanın eğiliminin kötü olduğu sırrını sana söylüyorum, artık onu dinlemeyeceğinden emin olabilirsin; çünkü bunu sana kendim ifşa ettim. Bu yüzden artık lanetlemeyeceğim,” çünkü artık daha fazla cezaya gerek olmayacak, her şey güzel olacak; söylendiği gibi: “Artık tüm canlıları daha önce yaptığım gibi vurmayacağım”.

Bu, Yaradan’ın bir insanın kalbindeki eğilimin kötü olduğunu ifşa edişinden önce bazı iniş ve çıkışların olması gerektiği anlamını taşır. Yani işin başlangıcında canlılığınız vardı, fakat doğru yolda yürümek için tüm canlıları (canlılık seviyelerini) vurmam gerekti, yani sizden çalışmadaki canlılığınızı aldım ve siz oradan aşağıda bir yere (alçaklık durumuna) indiniz. Çünkü sizde kötü eğilim olan kötülük vardır. Sonra “Kötü eğilimi Ben yarattım, şifa olarak Tora’yı yarattım” gerçekleşebilir. Ama kişi bu kötü eğilime sahip olmadan önce Tora’ya bir ihtiyaç hisseder. Bu nedenle ancak Yaradan’ın, insanın kalbindeki eğilimin kötü olduğu sırrını ifşa etmesinden sonra Tora’nın verilişi mümkün olabilir; çünkü Kaplar (Kelim) olmadan ışık da olmaz. Yalnızca ihtiyacın olduğu yerde ihtiyaçları karşılamak mümkündür.

Ancak Yaradan’ın insanın kalbindeki eğilimin kötü olduğunu ifşa etmesi aynı zamanda “ışık” olarak adlandırılır. Anlamı dolmak, doldurmaktır. Eksiklik olmadan dolum da olmaz. Bu nedenle bir kişi ona ihtiyaç hissetmeden önce Yaradan’ın ona kötüyü ifşa etmesiyle ödüllendirilemez, çünkü gereksiz yere eylem yapma tarzının insana ait olmadığına dair bir kural vardır ve bu, gereksiz yere hiçbir şey yapmayan Yaradan için daha da geçerlidir.

Buna göre bir kişi Yaradan’ın yukarıda bahsedilen sırrı ona ifşa etmesi için gereken ihtiyacı nereden edinebilir? Bunun için kişinin çalışmaya başlaması ve alıcısının onun kötülüğü olduğunu, onun hükmünden çıkması gerektiğini bilmesi gerekir. Tora’da ve duada yaptığı her şeyde, ya da Mitzvot (emirler/iyi işler) ile meşgul olduğu zaman, tüm bu eylemleri yapmanın amacının onu kötülüğün ifşasına (tanınmasına) getirmek olduğunu anlamalıdır. Kötü olduğunu ve ihsan etme eylemlerinde bulunmak istediğini hissettiğinde canlılık kazanmaya başlar. Bulunduğu seviyeden düştüğünde canlılığını kaybeder.

Onu bulunduğu seviyeden düşüren Yaradan’ın kendisidir; çünkü içindeki gerçek kötülüğü hâlâ görmemiştir. Ancak her düştüğünde, bu düşüşler vasıtasıyla alma arzusunun kötü olduğunu ve onun peşinden gidilmemesi gerektiğini Yaradan’ın ona kesin olarak ifşa etmesini ister.

Sonuç olarak Yaradan’ın ona gönderdiği düşüşler, “Artık tüm canlıları vurmayacağım” ifadesinde olduğu gibi, kişiden Tora ve çalışmadaki canlılığını almak ve onu Keduşa’nın (kutsallık) hiçbir canlılığı olmaksızın bırakmaktır; çünkü insan, Yaradan’ın ona kötülüğü kalıcı olarak tanımasına yardımcı olması ihtiyacıyla tamamlanmıştır. Böylece kötünün sesini dinlemek için bir kez daha özlem duymayacaktır. Bu böyledir; çünkü insan Yaradan’ın kendisine yardım etmesi için ihtiyaç duyma noktasına gelmiştir. Bunun nedeni onun artık kötü eğilime düşkün olmamasının, onu dinlemek istememesinin ve sonsuz bir şekilde yoldan sapmasının imkânsız olduğunu şimdi görmesidir. Bu, Yaradan’ın onun içindeki eğilimin kötü olduğunu anlaması için yardım etmesine şimdi ihtiyaç duymasının sebebidir. Yaradan’ın yaratılanlar için meydana getirdiği haz ve zevke erişememesinin nedeni de budur.

Bu nedenle bir kişi birçok kez düşer; çünkü bunun yardımıyla, Yaradan’ın yüreğindeki eğilimin kötü olduğunu hissetmesi amacıyla ona yardım etmesine özlem duyması için içinde bir arzu oluşur.

Şimdi ne sorduğumuzu anlayabiliriz: Tora’nın edinilmesine hazırlık nedir? Cevap: Kötü Eğilim’dir. Bir kişi Yaradan kendisini bu konuda bilgilendirdikten sonra içinde kötülük olduğunu bildiğinde, insanın içinde yeni bir ihtiyaç doğar: Bunu yenme ihtiyacı. Yine de bu yalnızca Tora vasıtasıyla olabilir. Bilgelerimizin dediği gibi: “Kötü eğilimi ben yarattım, Tora’yı bir şifa olarak yarattım”. Bu, Tora’nın edinilmesi için hazırlıktır. Yani Tora’ya olan ihtiyaç “Tora’nın edinilmesi için hazırlık” olarak adlandırılır.

Bununla “Ve Yaradan Sina Dağı’nın tepesine indi” kelimelerinin anlamıyla ilgili sorduğumuz şeyleri anlayacağız. “Dağın tepesi” nedir? Yaradan’ın indiği nasıl söylenebilir? Maneviyatta ismin eyleme göre olduğu bilinir. Manoah ve ona: “Neden adımı soruyorsun?” diyen melekle ilgili yazıldığı gibi… Daha ziyade o, eyleme göredir.

Örneğin şifa veren bir melek, Melek Rafael (Yaradan’ın Şifası) olarak adlandırılacaktır. Aynı şekilde Yaradan birine şifa yolladığında Yaradan’a “Hasta iyileştiren” denir. Yukarıdakilere göre insanın yüreğindeki eğilimin kötü olduğunu ona ifşa eden Yaradan, insanın doğuştan hangi düşüş koşulunda bulunduğunu ona ifşa eden Yaradan olarak kabul edilir. Yazıldığı gibi: “Çocukluğundan beri kötü”, yani doğduğu günden beri. O zaman, Yaradan eyleme göre isimlendirilir; insana alçak konumunu gösterme eyleminden sonra Yaradan için “Ve Yaradan Sina Dağı’na indi” denir.

Burada iki farklı anlatım biçimine rastlıyoruz: 1) Yaradan ile ilgili, şöyle yazılmıştır: “Ve Yaradan Sina Dağı’nın tepesine indi.” 2) İnsanlarla ilgili, şöyle yazılmıştır: “Ve onlar dağın eteklerinde durdular.”

“Dağ”ın ne anlama geldiğini bilmeliyiz. Har (dağ) kelimesi insanın aklı demek olan Hirhurim (düşünceler) kelimesinden gelir. Akılda olan her şey “potansiyel” olarak kabul edilir. Daha sonra fiiliyat (eylem) olarak gerçeğe dönüşür. Buna göre “Ve Yaradan Sina Dağı’nın tepesine indi” ifadesini insanın düşüncesi ve aklı olarak yorumlayabiliriz. Yani Yaradan insanın kalbindeki eğilimin çocukluğundan beri kötü olduğunu tüm insanlara bildirdi. Yaradan onları potansiyel olarak, yani dağın tepesinde bilgilendirdikten sonra, potansiyel olan eylem olarak gerçeğe dönüştü.

Bu nedenle insanlar gerçekten hissetmeye geldiler ve herkes şimdi Tora’ya ihtiyaç duymaya başladı. Yazıldığı gibi: “Kötü eğilimi ben yarattım, Tora şifasını yarattım”. Aslında seçim hakkı olmaksızın Tora’yı kabul etmek zorunda kaldıklarını hissetmişlerdi; çünkü eğer Tora’yı edinirlerse haz ve zevk alabileceklerini, eğer edinmezlerse oranın onlara mezar olacağını görmüşlerdi. Başka bir deyişle; eğer şu anki durumumuzda kalırsak hayatlarımız hayat değil, bizim için bir mezar olacaktır.

Buna göre “Ve Yaradan dağın tepesine indi” ifadesini şöyle yorumlamalıyız: Yaradan onları dağda, akıllarında, insanın kalbinin kötü olduğu konusunda bir kez bilgilendirdiğinde ve bu bir kez onların akıllarına, düşüncelerine yerleştirildiğinde hemen işledi (etki etti); yazıldığı gibi: “Ve onlar dağın eteklerinde durdular”. Başka bir deyişle dağdaki iniş onların üzerinde işledi ve onlar dağın eteklerinde durdular. Yani yukarıda bahsedilen inişler onları yönetti.

“Dağı onların üzerine bir kubbe gibi kapattı (zorladı)” ifadesi, dağda aldıkları iniş ve bilgi anlamını taşır. Yani kendileriyle ilgili düşünce ile şimdi Tora’yı edinmek zorunda olacaklar; çünkü bu dağ, yani bu iniş onların Tora’yı edinmeye ihtiyaç duymalarını sağlamıştır. Böylelikle kalplerindeki kötülüğün üstesinden gelebilirler.

“Onların üzerine … zorladı” ifadesinin anlamı, şimdi Tora’yı edinmek zorunda olmaları ve başka bir seçeneklerinin olmamasıdır; bunun nedeni “dağ”dır. Yani aldıkları bilgi düşünce ve akıllarındadır ki onlar, kalplerinde kötülük olduğu için düşüş koşulundalardır. Bu, kubbe gibidir, yani zorlayıcıdır ve başka seçenekleri yoktur. Bu, onları eteğinde (aşağıda) kontrol eden dağ olarak kabul edilir.

Buna göre bunun Purim’deki mucize açısından ne anlama geldiğini sormamız gerekir. Bilgelerimiz şöyle der: “Yerine getirdiler ve kabul ettiler” mi?

Şimdiye kadar zorla, bundan böyle isteyerektir (Şabat 88). “Raba dedi ki: ‘Yine de nesil bunu Ahaşveroş günlerinde kabul etmiştir’; yazıldığı gibi: ‘Yahudiler yerine getirdiler ve kabul ettiler.’ ” RAŞİ bunun onlar için gerçekleştirilen mucizeye duyulan sevgiden olduğu yorumunu yapmıştır.

Bunu “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş” (s. 41)’de yazıldığı gibi açıklamalıyız: “Kişinin Tora ve Mitzvot’ta hissettiği hazdan kaynaklanan koşullu sevgi vardır ve bu yüzden onları yerine getirir. Ancak “koşulsuz sevgi” olarak adlandırılan daha üst bir derece vardır ki, mucizeden kaynaklanan bu sevgiyle, hiçbir karşılık (haz) olmaksızın Tora ve Mitzvot’u yerine getirmeyi üstlenirler.”

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,775