“Bu nedenle, metin size İsrail’den bir ruhu yok edenin, sanki bütün bir dünyayı yok etmiş gibi olduğunu öğretmek için insana ‘eşsiz’ der. Aynı şekilde, kim İsrail’den bir ruhu yaşatırsa, metin onun hakkında bütün bir dünyayı yaşatmış gibi olduğunu söyler” (Sanhedrin 37).
Şunu sormalıyız: Metin neden böyle diyor? Ne de olsa Tora’da bireyler ve kolektif arasında, kolektifin bireyden öncelikli olduğu ayrımlar vardır ve ayrıca bireyin çok değil tek olması da mantıklıdır. Öyleyse, yazıda bireyin kolektif gibi olduğunun söylenmesinin gerekçesi nedir?
Bilgelerimiz şöyle der: “Kim bir Mitzva [emir] yerine getirirse, ne mutlu ona, çünkü kendisini ve tüm dünyayı erdemin tarafına mahkûm etmiştir” (Kiduşin 40). Bu neden böyledir? Her şeyden önce, dünyada kötülerin olduğunu görüyoruz ve bilgelerimizin dediği gibi, “İbrahim gibi olmayan hiçbir nesil yoktur” vb. gibi, her nesilde erdemlilerin olduğu bilinmektedir.
Dolayısıyla, erdemlilerin neden olduğu erdemin kolektif için görünür olması gerekirdi. Oysa bilimde bir icat yapan birinin, bilgenin yaydığı bu bilgeliğin tüm kolektif için yeterli olduğunu görüyoruz. Yani, bilgeliği araştırmak isteyen biri, bilge kişinin kolektife yaydığı bilgelikten faydalanabilir. Ancak bilimle uğraşmayan birinin bilge kişinin yaydığı bu yenilikle hiçbir bağının olmadığı açıktır.
Maneviyatta da durum aynıdır: “Bir Mitzva’yı yerine getiren kişi kendisini ve tüm dünyayı erdemin tarafına mahkûm eder.” Yani, Yaradan çalışmasıyla meşgul olan kişi, mahkûm etmesi sayesinde edindiği ışıklardan faydalanabilir.
Buna göre, “İsrail’den bir ruhu yaşatan kişi”, erdemin tarafına mahkûm eden kişi, ruhunu yaşatır, zira “Yaşamlarında kötü olanlara ‘ölü’ denir.” Bundan şu sonuç çıkar ki, hüküm vermeden, yaşam ve ölüm arasında asılı kalan bir kişi gibi “yarı yarıya” kalır. Hüküm verildiğinde, canlı hale gelir. Dolayısıyla çektiği ışıklar tüm kolektif için yeterlidir.
“Dünya bir erdemlinin üzerinde durur” sözünün anlamı budur, yani onun uzattığı ışık “Bir mum bire, bir mum yüze” gibidir. Dolayısıyla, kusur tarafına mahkûm olarak ruhunu kaybeden kişi, bütün bir dünyayı kaybeder, bu da tüm dünya için yeterli olan ışığın ifşa olmasını engellediği anlamına gelir. “Kişi ‘Dünya benim için yaratıldı’ demelidir” sözlerinin anlamı da budur.
Bu nedenle, “İsrail’den bir ruhu yaşatan” kesinliği vardır, bu, niyetin İsrail niteliğindeki bir ruh olduğu, ancak dünya uluslarında olmadığı anlamına gelir, zira niyet İsrail’in niteliğine yönelik karar üzerinedir, buna kişinin erdem tarafına mahkûm etmesi denir.
Bu nedenle İsrail’le ilgili olarak “Sana ‘insan’ denir ve dünya uluslarına ‘insan’ denmez” iması vardır, zira manevi olan her şeyin maddeselliğe tutunması gerekir. Bu nedenle, İsrail’in maddesel ruhunu korurken, İsrail’in manevî ruhunu korumakla aynı yargıya sahiptir, zira dal ve kök açısından İsrail’in maddesel ruhu, manevî ruha işaret eder. Ancak, bunun esas olarak manevi olanla ilgili olduğunu bilmeliyiz.