Tevet 13 Şabat’ında duydum
Bu dünyadaki insanlar, “haz” ve “acı” adı verilen iki ayak üzerinde yürürler. Her zaman hazzın olduğu yerin peşinden koşarlar ve her zaman acının olduğu yerden kaçarlar. Dolayısıyla kişi, “Tadın ve Efendi’nin iyi olduğunu görün” denildiği üzere, Tora ve Mitzvot’un [emirlerin] tadını almakla ödüllendirildiğinde, Yaradan’ın hizmetkârlığının peşine düşer. Bunun sonucu olarak kişi, “Ve O’nun yasasını gece gündüz tefekkür eder” yazıldığı gibi, her zaman Tora ve Mitzvot’un dereceleriyle ödüllendirilir.
Fakat kişi aklını nasıl olur da tek bir şeye yöneltebilir? Aslında sevgi ve haz, her zaman insanın düşüncelerini bağlar; öyle ki kişinin aklı ve bedeni, maddesel sevgide gördüğümüz gibi, sevgiye ve hazza bağlanır. Bu, tam da kişi sevgiyi doğuran aklın genişlemesiyle ödüllendirildiğinde böyledir. Bu anlayışa “mantık dahilinde” denir. Ancak kişi her zaman mantık ötesinde çalışmalıdır, zira buna “inanç ve ihsan etmek” denir.
Mantık dahilinde olan durum böyle değildir; çünkü o zaman tüm organlar, kendileri de zevk ve haz aldıkları için kişinin çalışmasını kabul eder. Bu yüzden buna “mantık dahilinde” denir.
Böyle bir zamanda kişi zor bir durumdadır: İçindeki Tanrısal aydınlanma, yukarıdan gelen bir bolluk olduğu için bu anlayışın bozulması yasaktır. Bunun yerine kişi, her ikisini de, yani inancı ve aklı ıslah etmelidir.
Ve daha sonra, şimdiye kadar elde ettiği her şeyin yani şu anda edindiği Tora’nın ve şu anda sahip olduğu bolluğun bununla ne ilgisi olduğunu anlaması için bunu düzenlemelidir. Bunun tek nedeni, önceden mantık ötesini üstlenerek hazırlık yapmış olmasıdır.
Bu, kişinin Dvekut’a [bütünleşme] bağlanarak kendisini köke bağlaması anlamına gelir. Bu sayede akılla ödüllendirilmiştir; yani inanç anlayışıyla elde ettiği akıl, gerçek bir ifşadır. Dolayısıyla kişi, öncelikle mantık ötesini takdir eder ve ayrıca şimdi O’nun isimlerinin, bolluğu genişletecek şekilde ifşa edilmesiyle ödüllendirilmesinin mantığını da takdir eder.
Bu nedenle kişi şimdi akıl yoluyla daha da güçlenmeli ve kökte Dvekut öncelikle inanç yoluyla gerçekleştiği için, daha büyük bir mantık ötesini üzerine almalıdır. Ve tüm amacı da budur. Buna “almak” denir; kişinin ihsan etmek için genişlettiği ve bu sayede nicelik ve nitelik olarak en büyük ölçüde mantık ötesi inancı üzerine alabileceği akıldır.