1943 yılında duydum
Bilindiği üzere, bir sağ yol ve bir sol yol vardır. Sağ, “sağa” kelimesinden gelir ve “Ve o Tanrı’ya inandı” ayetine atıfta bulunur. Targum, “Rav, öğrencisine sağ yolu izlemesini söylediğinde ‘sağa’ [yönelir/inanır]” der.
Sağ normalde “bütünlük”, sol ise “eksiklik” olarak adlandırılır; orada ıslahlar eksiktir. Bu durumda öğrenci, kendisine “bütünlük” adı verilen sağ çizgide yürümesini söyleyen Rav’ının sözlerine inanmalıdır.
Peki öğrencinin yürümesi gereken “bütünlük” nedir? Bu, kişinin kendisini, sanki Yaradan’a olan tam inançla zaten ödüllendirilmiş gibi tasvir etmesi ve Yaradan’ın tüm dünyayı “İyi ve İyilik Yapan” niteliğinde yönettiğini yani tüm dünyanın yalnızca O’ndan iyilik aldığını organlarında zaten hissediyor gibi davranmasıdır.
Yine de kişi kendine baktığında fakir ve muhtaç olduğunu görür. Ayrıca dünyayı gözlemlediğinde, tüm dünyanın, her birinin kendi derecesine göre acı çektiğini görmektedir.
Kişi bu konuda şöyle demelidir: “Gözleri var ama görmüyorlar.” Buradaki “onlar” ifadesi; kişi, “onlar” olarak adlandırılan çoklu otoriteye tabi olduğu sürece gerçeği göremez demektir. Çoklu otorite nedir? Kişinin iki arzusu olduğu sürece, tüm dünyanın Yaradan’a ait olduğuna inansa da, bir kısmının insana da ait olduğunu düşünüyor demektir.
Fakat gerçekte, kişi Yaradan’ın otoritesi karşısında kendi otoritesini iptal etmeli ve kendisi için yaşamak istemediğini ve var olmak istemesinin tek sebebinin Yaradan’ı hoşnut etmek olduğunu söylemelidir. Böylece kişi kendi otoritesini tamamen iptal eder ve o zaman tekil otoritede, Yaradan’ın otoritesinde olur. Ancak o zaman gerçeği, Yaradan’ın dünyayı nasıl iyi ve iyilik yapan niteliğiyle yönettiğini görebilir.
Kişi çoklu otorite içinde olduğu yani zihninde ve kalbinde hâlâ iki arzusu olduğu sürece, gerçeği göremez. Bunun yerine, mantık ötesi giderek “Onların gözleri var ama gerçeği görmezler” demelidir.
Sonuç olarak, kişi kendisini gözden geçirdiğinde ve o anda bir düşüş mü yoksa yükseliş mi yaşadığını bilmek istediğinde, bunu kendi başına bilemez. Öyle ki, bir düşüş durumunda olduğunu düşünür ki bu da yanlıştır, zira o anda bir yükseliş durumunda olabilir, bu da gerçek durumunu, kutsal çalışmadan ne kadar uzakta olduğunu görmesi anlamına gelir. Böylelikle şimdi gerçeğe daha da yaklaşmıştır.
Bunun tam tersi de olabilir; o anda kendini coşku dolu bir durumda hissediyor olabilir, oysa aslında o anda kendisi için almaya odaklanmış durumdadır ki buna “düşüş” denir.
Sadece tekil otoritede olan kişi gerçeği ayırt edebilir ve bilebilir. Bu nedenle kişi Rav’ının görüşüne güvenmeli ve Rav’ının ona söylediklerine inanmalıdır. Bu, kişinin Rav’ının ona söylediği gibi davranması gerektiği anlamına gelir.
Kişi Rav’ının görüşüyle uyuşmayan pek çok argüman veya öğreti görse bile, yine de Rav’ına güvenmeli ve anlamalıdır ki kendi anladığı şeyin veya kitaplarda Rav’ın görüşüne ters düşen şeylerin sebebi, hâlâ çoklu otoritede olmasıdır. Bu yüzden onların söylediği gerçeği görememektedir.
Bilindiği üzere, kişi henüz ödüllendirilmemişse, Tora ona “ölüm iksiri” olur. Peki neden “Ödüllendirilmediğinde, Tora ölüm iksiri olur” denmiştir? Çünkü kişinin öğrendiği ya da duyduğu tüm öğretiler, ona Yaşamların Yaşamı ile Dvekut [bütünleşme] olan hayatı getirmez. Aksine, kişi giderek Yaşamların Yaşamı’ndan uzaklaşır, zira yaptığı her şey sadece bedenin ihtiyaçları içindir. Buna “kendisi için almak” denir ve bu ayrılık olarak kabul edilir.
Bu, kişinin eylemleriyle Yaşamların Yaşamı’ndan daha da uzaklaştığı anlamına gelir. Buna “ölüm iksiri” denir, zira ona yaşam değil ölüm getirir. Bu, kişinin “O nasıl merhametliyse, siz de öyle merhametli olun” kuralıyla gelen, “Yaradan’la form eşitliği” olarak adlandırılan ihsan etmekten daha da uzaklaştığı anlamına gelir.
Şunu da bilmeliyiz ki, kişi sağ çizgide yürüdüğünde, üst bolluğun yayılmasının tam zamanıdır, çünkü “kutsanmış olan, Kutsal Olan’a tutunur.” Yani kişi “kutsanmış” diye adlandırılan bütünlük durumunda olduğundan, bu açıdan Yaradan’la form eşitliğine sahiptir. Bütünlüğün işareti, kişinin sevinç içinde olmasıdır. Aksi takdirde bütünlük yoktur.
Bilgelerimizin söylediği gibi, “Şehina [Kutsallık], yalnızca bir Mitzva’nın [emir] sevincinde bulunur.” Bunun anlamı, kişinin sevinç kaynağının Mitzva olmasıdır; yani Rav’ın ona sağ çizgide yürümesini emretmiş olmasıdır.
Sonuç olarak kişi Rav’ının emrini yerine getirir; sağdan yürümesi için özel bir zaman, soldan yürümesi için özel bir zaman vardır. Sol, sağ ile çelişir, çünkü sol çizgi, kişinin kendisi için hesap yaptığı ve Yaradan’ın çalışmasında ne edindiğini incelemeye başladığı zamandır. O zaman kendisini çıplak ve yoksul görür. Bu durumda nasıl bütünlük içinde olabilir?
Yine de Rav’ın emri sayesinde kişi mantık ötesi gider. Böylece bütünlüğünü mantık ötesine dayandırır ve buna “inanç” denir. “Adımı andığım her yerde sana geleceğim ve seni kutsayacağım” sözünün anlamı da budur. “Her yerde” demek, kişi henüz kutsamaya layık olmasa bile, Ben yine de ona kutsamamı vereceğim. Çünkü sen bir yer yarattın — üst ışığın barınabileceği bir sevinç yeri.